16 Kasım 2012 Cuma

İleri Sayım-Ölüme Sayım



Kasım'12


Sahnede dudaklarınızdan dökülen kelimelerde, icra ettiğiniz jestlerde, kurguladığınız sahnelerde, yaptığınız tasarımlarda büyük bir tutku var, kimi zaman ihtirasın sınırlarını zorlayan, içinize sığdıramadığınız....
İfade, ifade etmek, ifadeli kılmak, ifade eylemek...
            Sadece söylemek değil, anlatmak, anlaşılmak, duyulmak, dinlenmek, cevap verilmek, kaale alınmak, bir iletişim başlatmak... kısa bir ifadeyle ifade edecek olursak:"ifade etmek"
            66.  günde açlık grevlerinin taleplerini sıralamayı, yazmayı -artık kimse kusura bakmasın- zûl addediyorum. 66 gündür vicdanını gömmüş kimselere 66 gündür basiretlerinin bağlandığını düşünerek bir iki kelam etmenin yerinde olacağına kaniyim.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Suçu ve Suçluyu Övmek: Antigone [2012]

Ekim'12


“Antigone”, Sofokles tarafından kaleme alındığından beri, kimi zaman taban tabana zıt bir çok farklı yorumla sahnelenmiş, bir çok uyarlaması yapılmış tiyatro dünyasının kült oyunlarından biridir. Antigone karakteri, eylemleri, seçimleri ve iktidar karşısındaki konumlanışıyla bir çok oyuna da esin kaynağı olmuştur. Athold Fugard’ın Güney Afrika’daki politik mücadeleden dolayı hapse düşmüş iki mahkumu ele aldığı “Ada” oyunu bunlardan biridir. Yazımın esas noktası ise Berfin Zenderlioğlu tarafından kaleme alınan DestAR-Tiyatro’nun “Antigone 2012″ isimli oyunu olacak.

17 Eylül 2012 Pazartesi

İrmik Hikayesi[Yokuş Aşağı Emanetler]


Eylül'12

                                                                                                                

            Altıdan Sonra...Lokstoff!...Kumbaracı 50...Yokuş...İrmik... hah!
Aradığım kelime: "irmik"...
            "Efendim, biz evde(öğrenci evi) üç kişi olarak yaşamlarımızı idame ettirmekteyiz. Bir arkadaşım, öğrenci değil, civardaki bir cafede sigortasız aşçılık yapıyor. Diğer ev arkadaşım, kendini yaban ellere, gurbet memleketlere, acı vatan Almanya'ya attı staj yapmak için... Bu kendini yaban ellere atan kardeşim, günlük glikoz ihtiyacının %85'ini çaya attığı şekerlerden karşılar. Kafası çalışan bir tip olduğu göz önüne alınırsa, tükettiği çay ve harcadığı glikoz miktarının epey yüksek olduğu söylenebilir. Durum bu iken evimizin şeker tedarikçisinin "stajyer" arkadaşımız olduğu bilinen bir gerçektir. Son üç aydır kendisinin yokluğundan dolayı şekere gereken önemi vermediğimizden şekersiz çaya alışma raddesine geldim ki tadıyla içmedikten sonra çayı neyleyeyim diyenlerdenim. Gelelim on gün öncesine. Yine eve şeker almayı unuttuğumuz bir gün gece 11 sularında dışarıda çay içmekteyiz. Çaya şekerlerimizi atarken ertesi gün kahvaltıda ihtiyacımız olan şekeri, çay içtiğimiz yerden fazladan 2-3 adet küp şeker alarak tedarik ettik. Eve geldiğimizde, saat 12 sularında, aşçı arkadaşımın tatlı krizi baş gösterdi ve irmik kavurmaya karar verdi. (tatlı yapmayı beceremeyen bir aşçı olduğu göz önüne alınsın lütfen) Evde var olan irmik(evet, öğrenci evinde irmik var), süt ve yağla işine başladı. Fıstığa gelince biranın yanına aldığımız fıstıklar bu işe pek uygun değilmiş!!! İhtiyacı olan şekeri yanımıza aldığımız küp şekerlerden karşıladı. Lise hayatında yatılı okuyup saksı kabında puding hazırlamaya çalışan bir birey olarak küp şekerle irmik kavurma düşüncesi bana pek sıra dışı gelmemişti. Ta ki bu ikinci irmik deneyimizin de fecaatle sonuçlanıp ortaya ağızda dağılan kum hissiyatı veren bir tatlı çıkıncaya dek.(Not: Ertesi günkü çayları da şekersiz içtik)... "
            İşte bu benim "irmik hikayem"... Yazının asıl konusu ise Altıdan Sonra Topluluğu&Lokstoff'un irmik hikayesi...

11 Eylül 2012 Salı

Yönetilen, Özelleştirilen, Yıkılan Hayaletler

Eylül'12


Denizi, kumu, güneşi, Şemdinli’si, iç savaşı, sellere kapılan TOKİ konutları, Suriye için yapılan savaş çığırtkanlıkları, terörle mücadeledeki üstün performansıyla ödüllendirilen işkenceci ve tecavüzcü polislerin atamaları, üniversite önünde emniyet tarafından dağıtılan “terörist faaliyet” karikatürleri, doğal olduğu bakanlıkça onaylı ölüm saçan biber gazlarıyla kısacası acısıyla tatlısıyla ile bir yazı daha geride bıraktık. Tiyatro sezonunu açar açmaz daha “bismillah” demeden başlayan özelleştirme gündemine dair bir yazıya böyle bir giriş yapmak abes gelebilir ancak aslında yazının konusu da birebir bu mevzuların tiyatroyla ilişkisi üzerinedir.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Modernist-Milliyetçi Gestuslarla “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet”

Ağustos'12


Bu yazıda amacım, hali hazırda fazlaca ve nitelikli bir biçimde işlenmiş olan Kemalist ideolojinin cumhuriyet sonrası dönemde oluşturmaya çalıştığı “modern bir millet” algısını analiz etmek değil, bu bağlamda “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” dizi-filmlerine yönelik bir okuma denemesi yapmaktır. Yapımından sekiz on sene sonra bu yazıyı kaleme almamın sebebi modernite ve ulus inşası üzerine yaptığım okumaların, bu mefhumların sanatsal alandaki örneklerine bir göz atma merakı yaratmasıdır. Tartışmaları, yankıları ve yerleştirdiği kalıplarla cumhuriyet dönemi sanat anlayışı oldukça ayrıntılı çalışılması gereken bir konudur. Sanatsal, kültürel asimilasyon, kültürün yeniden yaratılması ve ulusalcı-modernist algıya göre şekillendirilmesi ve bunun cumhuriyet sonrası dönemde sanatsal alanda nasıl yer aldığı, bir sanat eserine bakarken ve onu irdelerken göz ardı edilemeyecek faktörlerdir.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

İçerdekiler ve İçerinin Halleri

Haziran'12


“Olay, polisin tevkif kararı olmadan herhangi bir kişiyi süresiz olarak tutuklu bulundurabileceği bir ülkede geçer.”[1]
 
Ege Üniversitesi Tiyatro Günleri’12 de ESA’nın (Ege Sanat Atölyesi), yalın ve gerçekçi oyunculuk üzerine yaptığı çalışmalarının bir ürünü olarak sahneye taşıdığı Melih Cevdet Anday’ın İçerdekiler oyununu izleme imkânı yakaladım. Oyun, mekânsal tercihten ötürü, yaklaşık 20 kişilik bir seyirciye oynandı. Seyirciler, tiyatro şenliğine katılan farklı üniversite gruplarındaki arkadaşlardan oluşuyordu. Bu durum oyun sonrası yapılan konuşmalarda oyunu farklı açılardan irdelemeye de imkân verdi. Şenliğin son üç dört günü bir arada geçirdiğimiz süre, oyunu konuşmak, tartışmak için oldukça verimli oldu.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Bir İstila Anlatısı: Güneş Avı

Mayıs'12

“Beyaz adam bu topraklara geldiğinde onların İncil’i, bizim topraklarımız vardı. Beyaz adam bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğretti. Gözlerimizi açtığımızda bizim İncil’imiz vardı, onların ise toprakları…”

İstanbul Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu, nam-ı diğer Çapa bu sene Peter Shaffer’ın kaleme aldığı ve Türkçeye Güneş Avı olarak çevrilen The Royal Hunt Of  The Sun oyununu sahneledi. Oyunu hem Anadolu Üniversitesi Tiyatro Şenliği’nde hem de Alternatif Tiyatrolar Buluşması kapsamında İTÜ Maslak KSB Oditoryumu’nda izleme imkânı elde ettim. Güneş Avı, üniversite tiyatrolarının repertuarlarında sıkça karşılaştığımız bir metin değil keza oyunun metnini bulmak da çok kolay değil, bu yüzden düşüncelerimi oyunun sahnelenen hali ve oyun sonrası fuayelerdeki tartışmalar üzerinden izah etmeye çalışacağım.